İlk cümlede uyaralım, biraz uzun bir yazıyla karşılaşacaksınız. Tipik ilk gün beşinci gün başlıklı günlük kıvamlı bir yazıdansa, anlatacağımız her detay aynı çatı altında dursun, güzel ve keyifi bir Kaş rehberi okuyun bizden. Güzelmiş ya buralar? Özellikle denizin rengi çok albenili ve biraz araştırmayla kendinize bol keşifli, aktiviteli ve lezzetli bir tatil yaşatabiliyorsunuz. Gezdik dolandık yazdık, buyurunuz.

Merkez zaten küçük ve bir tatil beldesinde olması gerektiği gibi, limandan sokaklara doğru yürüdükçe bir sürü güzel dükkan, restoran, bar ve pansiyon görüyorsunuz. Biz Kaş’ın yeni çocuğu 8 Pansiyon’da kaldık ve buraya bayıldık. Çok emek harcanmış, çok özenilmiş belli. Burada kalmasanız bile akşam üzeri terasına çıkın güneşi batırın, sahipleriyle sohbet edin, çok kafa çok eğlenceli bir abi kardeş ikilisi var 8 Pansiyon’un başında.

8 Pansiyon

8 Pansiyon

Evet deniz aşkıyla başlayalım. Kaş merkezinde vakit geçirdiğimiz iki plaj oldu; Büyükçakıl ve Limanağzı’ndaki Bilal’in Yeri adlı plaj. Gitmeyip de araştırmışlığınız varsa zaten Büyükçakıl ve Küçükçakıl plajlarını mutlaka duymuşsunuzdur. Bu biraderlerden küçük diye bahsedileni aslında bir bölge adı gibi, yani sağ yanı deniz olan bir cadde üzerindeki küçük oteller ve plajlarının bulunduğu bir yer. Burada detay, plaj denilen yerin platform olması. Malum Kaş yüksek ve dik bir dağın eteğindeymişcesine bir konuma sahip dolayısıyla Küçükçakıl bölgesinde kumluk, taşlık vb. bir sahil formu yok, yol kenarı denize alçak kayalara platformlar kurulmuş ve merdivenle cumburlop derin bir denize giriyorsunuz; göbek suya değdi mi ürperme ve kendini bir türlü denize bırakamama tribi burada yok. Büyükçakıl ise tek ve çakıl taşlı bir halk plajı. Bizim şansımızaydı belki ama hava biraz rüzgarlı, deniz de biraz dalgalıydı. Sıkıntı yok. Deniz, güneş, buz gibi bira, kızarmış patates gibi sevimlilikler yetti de arttı. Sonuçta büyük şehirde atlı kovalar gibi yaşadığımız hayatları yavaşlatmaya, arkamıza yaslanıp dinlenmeye geldik tatile. İlk gün gevşemesinden mi nedir, fotoğraf çekmemişiz Büyükçakıl’da. Cık cık cık çok ayıp. Neyse çaktırmayın.

Büyükçakıl

Büyükçakıl

Gelelim Bilal’in Yeri’ne. Burayı tavsiyeler üzerine tercih ettik, yanında da Derya Beach vardı. Daha giderken bile nasıl gülüştük. Kaş Limanı’nda, Atatürk Heykeli’nin karşı çaprazında sizi Limanağzı’na götüren tekneler, daha doğrusu pancar motoru gibi ses çıkaran takalar var, onlara binip 15-20 dakikada Limanağzı yarımadasına ulaşıyorsunuz.

Bilal'in Yeri

Bilal’in Yeri

Nereyi seçtiyseniz orada sizi indiriyorlar. Giderken gülüşmemiz de o pancar motoru gibi ses yüzündendi. Öf o ne gürültü arkadaş, o amcalar her gün nasıl dayanıyor o takır takır sese. Ekmek teknesi işte.

Ekmek Teknesi

Ekmek Teknesi

Biz kurtlular Bilal’in Yeri’ne geldiğimizde sabah daha 10’du ve elbetteki en güzel şezlongu biz kaptık. En çok biz tatil yapacaz üleyn! Acaba yine mi şans bilmiyoruz da deniz kağıt gibiydi, öyle olunca da yüzmesi ayrı keyifli oldu. Denizin şırıltılı sesinden bir güzel mayıştık ki sormayın. Ayrıca suyun rengine de üf üf diyoruz.

Bilal'in Plajı :)

Bilal’in Plajı :)

Bira sipariş edince, hava koşullarına akıllıca çözüm bulmuş, soğuk su ve buz dolu bir kovada birayı getiren Bilal; büyüksün! Son yuduma kadar efil efil içtik be. Yemeklerine gelince, ortalama bir plaj mutfağı kadar ama dışı pane kaplı, kızarmış kaşarlı avcı böreği güzeldi. “Tüm gün plajın birine bir yayılıcam, daha da şezlongdan kazırsınız beni!” diyenler; burada yaymak çok güzel geldi bize.

Evet tamam merkezde değil, Kaş Kalkan yolu üzerinde ama Kaputaş’ı da araya sıkıştıralım, gitmeyeni döverler. Ki dövsünler de zaten o ne öyle ya? Çok güzelmiş? Bizim gibi tatile arabayla çıkmayı tercih etmişseniz, Kalkan istikametine doğru 20 kilometrelik, ortalama 25 dakika sürecek bir araba yolculuğuyla hemen ulaşıyorsunuz Kaputaş’a. Arabasızsanız da minibüsler sizi oraya kolayca götürür. Bu arada, lanet olsun şu zamana kadar merdivenlerinden şikayet edip gözümüzü korkutanlara. Hiç de dert değil, tıkır tıkır geri çıkılıyor.

Kaputaş Plajı

Kaputaş Plajı

Yine bir suyun güzelliğini pışpışlama cümlesi, hakkaten nefis bir renk. Su soğuk da değil, at kendini gitsin. Yalnız konumu itibariyle arabayla gidince ufak bir park etme derdi var, onu da Kaputaş Plajı ziyaretini sabah erken saate planlayıp gittiniz mi çözersiniz. Burası da ince kumlu bir plaj. Sadece plajın ucu taşlık. Heryerimiz kum olmasın ayaklarımıza çok yapışmasın diye resmen sek sek oynadık tahta yürüme yolundan duşa ve duştan geri şezlongumuza geçerken. Kılpaçinoluk bizde, yoksa ne olacak sanki, kurudu mu dökülüyor kum, sana mı kaldıydı?

Plajlara ayrılan bölümün sonuna geldik. Sırada malumuzun koylu adalı tatil beldelerinin olmazsa olmazı tekne turu hikayesi var. Şimdi kimse kusura bakmasın da, Tripadvisor’dan tavsiyeli şakşaklı ödüllendirilmiş bir tur olsanız bile, yemeklerinize azıcık dokunduracağız. Elbette fine dining kalitesi peşinde değiliz tekne turunda, ama çok lezzetli yemek sunanlar da var. Zaten gezilecek koylar denizler güzel, doğa güzel, e sizi kaliteli hizmet dışında ayrıştıracak ne var? Tamam o kadar beter değildi vah vah yiyemedik aç kaldık diye bir olay da yok ama işte, 5 çeşit seçeneğe girişeceğine 2 tane aslanlar gibi servis edin değil mi? Aman neyse tatilde ne yapıyorduk? Yayıyorduk.

Tekne Gezimiz

Tekne Gezimiz

Tekne turu yine de çok keyifli iş, göz kapalı güneşlenme seansları arasında güzel koylar adaları görmeli yüzmeli aktivite. Kaş’ta tekne turları çoğunlukla Akvaryum Koyu, Kaleköy yani Simena, Batıkşehir gibi yerleri gezdiriyor. Kaleköy aralarında, yerleşim ve hatta pansiyonlar olması sebebiyle en tatlısı. Aman o bahsi geçen kale bir fena, sıcakta tırmanması bir eziyet ki sormayın, boşverin tırmanın, manzarası nefis.

Kaleköy

Kaleköy

Geri aşağı inince sahildeki dondurmacıdan kendi yaptıkları muz, fındık, portakal, şeftali ve kavunlu dondurmadan yersiniz bir şeyiniz kalmaz. Test edildi, iyi geliyor.

Kaleköy Dondurması

Kaleköy Dondurması

Tüm gün teknede olduğunuz için babalar gibi güneşlenip bronzluk yolunda emin adımlarla ilerliyorsunuz, bu da şahane. İnince güzel bir yemek ısmarlayın kendinize oldu bitti, daha ne olsun?

Gelelim tarih dersine. Hep yaymak olmaz, biraz da böyle yerleri görmek lazım. Müze kartlarınızı hazırlayın. Kaş civarında Patara ve Xhantos antik kentlerini gezdik. Evet canım evet, Patara şu ortalama 18 kilometre uzanan, bir türlü derinleşmeyen, bazen de derinleştikten sonra tekrar sığlaşabilen enteresan kumlu plaj. Ama plaj girişinde evvela antik kentin kalıntıları yer alıyor. Üşenmedik gezdik. Patara bir Likya kenti ve “Likya Birliği” başkenti. Birliğin toplantıları bu kentteki meclis binasında yapılırmış. Ayakta kalan en eski demokratik meclis binası burası hatta, 2010 yılında TBMM tarafından gayet güzel restore edilmiş. Patara Limanı, özellikle hububat depolama ve sevk etme açısından kritik öneme sahipmiş ancak bölgedeki deniz zaman içerisinde rüzgarın savurduğu kumlarla dolmaya başlamış, gemiler yanaşmakta güçlük çekmiş ve kentin büyük kısmını kum örtmeye başlamış. Böyle olunca da Patara önemini yitirmiş, artık siz biz gidip adamların sonu olan kum plajında deniz keyfi sürüyoruz. Patara ve Kaş arası 43 kilometre, sahil şeridinin yol durumunu da düşününce, ortalama bir hızda bir saat kadar yol gidiyorsunuz. Açın arabada en sevdiğiniz şarkıları, eşlik ede ede vaktin nasıl geçtiğini anlamadan ulaşırsınız Patara’ya.

Patara Antik Kenti

Patara Antik Kenti

Xhantos ise Likya’ya Antik Çağ’da başkentlik yapmış bir başka önemli antik kent. Başlarından çok savaş geçmiş, bize kadar ulaşan kalıntılar genellikle kaya ve lahit mezarlarla Likya kültürüne özgü dikme mezar anıtları. Ayrıca Xhantosluların yiğitlikleri kitaplaştırılmış. M.Ö. 546’da Pers işgalinde de, M.Ö. 42 yılında Roma işgalinde de, Xhantos halkı savaşı kazanamayacaklarını anlayınca, düşmana esir olmaktansa ölümü seçer. Kadın, çocuk, yaşlı hatta evleri ve değerli eşyalarını bile bırakmamışlar düşmana. Kendileri dahil herşeyi yakmışlar esaret altına girmemek için. Vay be. Burayı bize gezdiren Durmuş amcadan bahsetmemek olmaz. Kendisi 1951 yılından bu yana bu antik kentin kazı çalışmalarında yer almış ve hala orada antik kente bekçilik yapıyor. Gittiğinizde onu orada bulmanız ve Xhantos’u onunla dolaşmanız lazım! Adam yürüyen tarih kitabı. Gelip gezenlere de açıkçası biraz kıl. Antik kentten hatıra diye bilmemkaçbin yıllık mozaik taşı mı çalınır yahu? Adamlar tarihi korumak için hepsini battaniye, kum, çakıl ne bulurlarsa örtmüşler. Durmuş amca her ne kadar köylü olsa da bilimsel konuşan sivri dilli bir amcamız. Anlattığı her hikayenin kanıtlarını da göstermekten geri kalmıyor. Antik kent içerisinde bize gösterdiği detaylar tüyler ürpertecek cinsten. Xhantos’tan ayrılırken de düşünmeden edemiyoruz, Durmuş amcayla dolaşmamış olsak buradan ne anlardık acaba? Üzerine basıp geçeceğiniz ve tarihle ilgili inanılmaz ipuçları veren çok fazla detay var. Xhantos’a Kaş’tan ulaşmak için ortalama 50 kilometreyi, yaklaşık bir saati geride bırakacaksınız. Bizim gibi dağlardan geçen yolları ve yol civarlarında olup bitenlere bakmayı sevenlerdenseniz keyifli bir araba yolculuğu sizi bekliyor.

Xantos

Xantos

Bir de hafif maceralı bir gezme deneyimi için Saklıkent var. Girerken terlik sandaletleri bir kenara bırakın ve kendinize  iyilik yapıp lastik pabuç alın. Yoksa çıkışta göreceğiniz pabuç mezarlığına gömersiniz cici sandalet terliklerinizi. Gökçen’in dediğine göre önceki ziyaretlerinde kanyonda hiç su yokmuş ama şimdi nasıl gürül gürül. Girişte dağdan gelen su ve kanyondan akan suyun birleşim yeri tam bir hayatta kalma sınavı. Kanyona ilerlemek için o canavar gibi akan suyu geçmeniz lazım ve aman dikkat, kızlar çantayı arabada bırakın, erkekler siz de cepte bir şey unutmayın. O su neredeyse bel seviyesinde. Geçişi kolaylaştırmak için gerilmiş ipe mutlaka tutunun. Sonrası keyifli bir yürüyüş. Alüvyonlu suyu çamuru sürün heryerinize. Şifa olsun oh oh.  Kaş merkez ve Saklıkent arası 65 kilometre yani 1 saat 15 dakika kadar ama Xhantos ve Saklıkent arası yalnızca 20 kilometre. Yani neymiş, buralar birbirine yakın yerler, güzel bir gezinti günü ayarlanabilir.

Her şey süper, peki ya ne yedik içtik? Kaş’ta gerçekten güzel yemek için seçenekler bolmuş. Hatta hassas düşünen mekanlar bile mevcut. Mesela veganları hemen “Kuytu” adlı mekana yönlendirelim. Ya da bizim gibi “kahvaltıda masa kral sofrası gibi olacak arkadaş!” diyenler “Bi Lokma” ya da Taşbahçe’de aradığı mutluluğu bulabilir. Meze-rakı-balık- üçlüsüne aşık olanlar “Nereid”, “Bahçe Balık” ya da “Turkuaz” restoranlarına marş marş. “Her gün balık nereye kadar, et istiyorum ben” diyenler; “Zaika Ocakbaşı”  sizin adresiniz. Şaşlık kebabını deneyin, öf öf diyoruz. Kaş’ta beni şaşırtacak sıra dışı bir mekan yok mu diye soranlar; siz doğru Retro Bistro’ya. Öyle enteresan bir yer ki Retro Bistro, ayrıca anlatmak lazım. Buyurun detayları okumak için tıklayın.

Kaş bizim gözümüzden böyleydi işte. Eğlendik, dinlendik, yedik, içtik ve gerçekten keyif aldık. Size de herşeyi olabildiğince kıvırmadan ört bas etmeden aktaralım dedik. Haydi yapın planları düşün yola. İyi tatiller!

YAZAR HAKKINDA